2026-03-262026-03-26https://hdl.handle.net/20.500.14901/1006Genel olarak hastalıklara karşı kullanılan ilaç tedavileri, ilaca belirli dokularda ihtiyaç duyulmasına rağmen, terapötik ajanları tüm vücuda dağıtır. Bu genellikle tedavi edici dozu sınırlar ve zararlı yan etkilere neden olur. Araştırmacılar bu sorunlarla baş etmek ve hastalıklara karşı daha etkili tedavi sağlamak için hedeflenen dağıtım araçları olarak kullanım için nanopartiküllere(NP) yönelmiştir. Mevcut çalışmaların çoğunluğu lipozomal, metalik ve polimer bazlı NP’lere odaklanmaktadır, ancak yeni araştırmalar viral kapsidlerin bulaşıcı olmayan protein bazlı NP’ler olarak adlandırılan virüs benzeri parçacıklar (VLP’ler)’ın ilaç taşıma sistemlerindeki avantajlarına dikkat çekmektedir. Metal bazlı, lipozomal ve polimer bazlı NP’ lerin aksine, VLP’ler oldukça uniformdur. VLP’ lerin bu özellikleri ve tekrar eden düzenli geometrideki yapıları aynı ilaç salınım profillerine sahip olmalarını sağlar. Kimyasal ve genetik modifikasyonlar yoluyla etkili ilaç bağlanması ve hedefe yönelik üretim sağlanabilir. VLP’ler, modifikasyonlara açık olması ve tüm bu özellikleri sayesinde hastalıklara karşı etkili bir terapötik sistem olarak litaretürdeki yerini almıştır. Bu avantajlara ek olarak VLP’ler, lizozomal degradasyondan önce endozomlardan kaçma yetenekleri nedeniyle ilaç taşıma çalışmaları için oldukça uygundur. Bu uygunluk onlara, ilacı hedefe ulaştırma, hücre içi ilaç iletimi, ilacın belirli bölgelerde birikmesi, biyoyararlanımını artırma, gerekli ilaç dozunu en aza indirme ve böylelikle tedavi sonuçlarını iyileştirme özellikleri kazandırır. Bazı VLP’ler de kaynaklandıkları virüs nedeniyle belirli bir dokuya doğru doğal bir eğilim gösterirler. Örneğin, Hepatit B virusu (HBV) karaciğeri doğal olarak enfekte ettiğinden, HBV’den türetilen VLP’ler karaciğer hücrelerini hedefleyebilir. Benzer şekilde, rotavirüsler bağırsak için özel bir afinite gösterirler, böylece türetilmiş VLP’ lerinin bu özelliği, ilacın bağırsak dokusuna hedefli olarak verilmesi için kullanılabilir. Tüm bu özellikleri VLP’leri protein bazlı nanopartiküller içinde oldukça avantajlı hale getirmektedir. Yapılacak olan bu çalışmada ise HBV’ nin kapsid proteini olan HBcAg’nin nanotaşıyıcı olarak kullanılmak üzere Pichia pastoris’te rekombinant üretimi yapılacaktır. Proteinin doğru katlanması ve organizmanın yanlış katlanan proteinlerden zarar görmemesi için ERO1(ER oksidoredüktin) geni de rekombinant olarak üretilip HBcAg’nin rekombinant üretimine olan katkısı değerlendirilecektir. Projenin başarı ile tamamlanması halinde bu proteinin rekombinant üretimi optimize edilmiş olup ilk kez şaperon geninin bu üretime olan katkısı aydınlatılmış olacaktır. Rekombinant üretim sonrası protein doğrulaması için MALDI-TOF/MS kullanılacak olup doğru protein sekansında üretilen proteinin nanotaşıyıcı olarak kullanımının uygunluğu değerlendirilecektir. Bunun için morfolojik ve genel boyut analizi olarak TEM yapılacak olup zeta potansiyeli, polidağılım indeksi(PDI), ortalama boyut analizi için de Zetaziser kullanılacaktır. Böylelikle nanobiyoteknolojik ilaç taşıma sistemleri için kullanım potansiyeli yüksek olan VLP’lerin üretimi, geliştirilmesi ve bu alana katkı sağlaması için literatüre yeni bir rekombinant üretim dizaynı sağlanacaktır.Drug treatments used against diseases in general distribute therapeutic agents throughout the body, although the drug is needed in certain tissues. This usually limits the therapeutic dose and causes harmful side effects. Researchers have focus on nanoparticles (NPs) for use as targeted delivery vehicles to tackle these problems and provide more effective treatment against diseases. The majority of current studies focus on liposomal, metallic, and polymer-based NPs, but new research highlights the advantages of viral capsids in drug delivery systems of virus-like particles (VLPs) called non-infectious protein-based NPs. Unlike metal-based, liposomal, and polymer-based NPs, VLPs are fairly uniform. These features of VLPs and their repeating regular geometry allow them to have the same drug release profiles. Effective drug binding and targeted production can be achieved through chemical and genetic modifications. VLPs have taken their place in the literature as an effective therapeutic system against diseases thanks to their openness to modifications and all these features. In addition to these advantages, VLPs are highly suitable for drug delivery studies due to their ability to escape endosomes prior to lysosomal degradation. This compatibility gives them the ability to deliver the drug to the target, intracellular drug delivery, accumulation of the drug in certain regions, increase the bioavailability, minimize the required drug dose, and thus improve the treatment results. Some VLPs also show a natural tendency towards a particular tissue due to the virus from which they originate. For example, because Hepatitis B virus (HBV) naturally infects the liver, HBV-derived VLPs can target liver cells. Similarly, rotaviruses show a specific affinity for the gut so that this property of their derived VLP’s can be exploited for targeted delivery of the drug to intestinal tissue. All these features make VLPs very advantageous among protein-based nanoparticles. In this study, recombinant production of HBcAg, the capsid protein of HBV, will be made in Pichia pastoris to be used as a nanocarrier. The ERO1 (ER oxidoreductin) gene will also be produced recombinantly and its contribution to the recombinant production of HBcAg will be evaluated so that the protein is folded correctly and the organism is not damaged by misfolded proteins. If the project is completed successfully, the recombinant production of this protein will be optimized and the contribution of chaperone gene to this production will be clarified for the first time. MALDI-TOF/MS will be used for recombinant post-production protein verification and the suitability of using the protein produced in the correct protein sequence as a nanocarrier will be evaluated. For this, TEM will be performed as morphological and general size analysis, and Zetaziser will be used for zeta potential, polydispersion index (PDI), and mean size analysis. Thus, a new recombinant production design will be provided to the literature for the production, development and contribution of VLPs with high potential for use for nanobiotechnological drug delivery systems.İLAÇ TAŞIMA ÇALIŞMALARINDA KULLANILMAK ÜZERE HBcAg VLP’LERİN REKOMBİNANT ÜRETİMİ ve ŞAPERON GENİNİN ÜRETİME OLAN ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ