2026-03-262026-03-26https://hdl.handle.net/20.500.14901/1165Tarihte olduğu gibi felsefede de birçok milat vardır. Bunların başında Thales, Platon, Aristoteles, Aziz Augustinus, Descartes, Kant ve Hegel gelir. Onlardan her biri felsefede ya yeni bir dönemin başlamasına ya da ontolojik-epistemolojik kırılmalara neden oldu, kendinden sonraki felsefelere yön verdi. Bunların başında Platon’dan ve Aristoteles’ten sonraki en önemli felsefelerden biri olan Descartes’ın felsefesi gelmektedir. Descartes, felsefede “modern felsefe” adında özneye dayalı yeni bir felsefe geleneğini başlattı. O, bu felsefesiyle, bir yandan yöntem, varlık, bilgi ve ahlakta yeni ufuklar açarken, öte yandan da Aydınlanma felsefesinin, modernitenin ve özellikle “özne” merkezli yeni problemlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Modern felsefenin kurucusu olan Descartes’ın yöntemi, “kuşku metodu”na dayanır. Descartes kuşku metodu ile sağlam bilgi binası inşa etmeyi, yani apaçık ve seçik bilgiye ulaşmayı amaçlar. O, kendisinin geliştirdiği “kötü cin hipotezi” ile bildiğimiz her şeyden şüphe edilmesini ister. Ortada kendisinden kuşku edilemez tek şey kalır. O da kuşkunun kendisidir. Kuşkudan kendi varlığına, kendi varlığından Tanrı’ya, Tanrı’dan da dış dünyanın varlığına ulaşır. Descartes bu süreci “cogito, ergo sum” diye önermeleştirir. Yalnız onun yöntemi kuşkuyla başlamasına rağmen, kuşkuyla son bulmaz. Descartes’ta kuşku, Septiklerde olduğu gibi amaç değil araçtır. Bu yönüyle Septiklerden ayrılır. Descartes’ın ontolojisi yönteminin bir sonucu olarak düalisttir. Ona göre eğer kişi düşünüyorsa, en azından zihinsel olarak varolmak zorundadır. Kişiye varlığını fark ettiren zihindir. Ama beden ile zihin aynı şey değildir. İkisi arasında ontolojik bir ayrım vardır. Zihin kendisinden şüphe edilmeyecek bir gerçekliğe sahipken, bedenin böyle bir gerçekliği yoktur. Burada asıl sorun, iki farklı dünyaya ait tözün (zihin/ruh-beden/madde), nasıl oluyor da birbirini etkileyebildiğidir. Descartes’ın ontolojisinde zihin, varolma açısından bedenden daha fazla bir önceliğe sahiptir. İnsan, zihne ya da bedene sahip olup olmadığını düşünürken bile bir zihne sahiptir. Böyle bir ontoloji, varlığın gerçekliğinin anlamlandırılmasında ve tanımlanmasında önemli bir yere sahip olmasına rağmen, felsefede özne-nesne ayrımına neden olmuştur. Bu durum hem özne ve nesnenin birbirinden kopmasına hem de varlıkta çatlağa yol açtı. Oysa varlık bir bütündür, onda özne-nesne ayrımı yoktur. Bu durum hem öznenin nesneye indirgenmesine hem de Aydınlanma felsefesi ve modernitenin etkisiyle 19. yüzyılda bilimler krizine neden oldu. Descartes’ın yöntemi ve Tanrı anlayışı onun epistemolojisinin temellendirilmesinde önemli bir yere sahiptir. Ona göre Tanrı inancı ile insan, asla yanılmayacağı bir bilgi binası inşa edebilir. Descartes, kendisini ve Tanrı’nın varlığını ispatladıktan sonra bilinçten bağımsız bir dış dünyanın olup olmadığını sorgular. Bilgide amaç, apaçık bilgiye ulaşmaktır. Bunun yolu da apaçıklık, analiz, sıra (basitleştirme) ve sayma (kontrol) safhalarından geçer. Bunun en iyi ve somut örneği ise analitik geometridir. Descartes’ın metafiziğiyle uyumlu ödemonist bir etiği vardır. Onda ahlakın amacı mutlak iyinin aranmasıdır. İnsan mutlak iyiyi ararken onu bu yolda motive edecek yegâne kaynak mutluluktur. Descartes’ın ahlak anlayışında mutluluktan sonra önemli başka kavramlar, irade, özgürlük ve erdemdir. İnsanda özgür irade olduğundan, ahlaki eylemlerinden sorumludur. Erdemler bir gerçektir ve ancak özgür irade ile temellendirilebilir. İnsanın mutsuzluğunun en önemli nedeni ise kendi sınırlarını bilmemesidir. İnsanı yanlışlığa sevk eden ise tutkulardır. Beden tutkular aracığıyla ruhu sürekli güdüler. Bunun sonucu olarak ruh tutkuların peşinden sürüklenip maddeye saplanır. Bu da insanın mutsuzluğuna neden olur. Böylece Descartes, yöntem, varlık, bilgi ve ahlak alanlarında getirdiği yeniliklerle modern felsefenin yolunu açtı. Felsefeye daha modern ve daha yenilikçi bir biçim kazandırdı. Nasıl tüm felsefe, Platon’a düşülmüş bir dipnotsa, Descartes’ten sonraki felsefe de onun yazılarına olumlu veya olumsuz cevap niteliğindedir. Buna rağmen Descartes, varlıkta özellikle moderniteyle doruk noktasına çıkan özne-nesne ayrımından ve nesnenin özneye indirgenmesinden sorumludur. Descartes’ın felsefesinin dolaylı olarak neden olduğu Avrupa bilimler krizi, ondan ancak üç asır sonra Dilthey’in felsefi hermeneutiği, Bergson’un entüisyon metafiziği ve Husserl’in fenomenoloji felsefesi ile aşılmaya çalışılacaktır.Descartes Metafiziği: Yöntem-Varlık-Bilgi-Ahlak