Browsing by Author "Toka, Tanju"
Now showing 1 - 6 of 6
- Results Per Page
- Sort Options
Article Antik Bilgelikten İslâm Felsefesine: Tercüme Hareketinin Serencamı(2025) Toka, TanjuBu çalışma, İslâm dünyasında 7. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar süren tercüme hareketinin tarihsel gelişimini ve bu sürecin İslâm düşüncesine etkilerini incelemektedir. Tercüme hareketi, İslâm medeniyetinin felsefe-bilim gelişiminde belirleyici bir dönemi simgelemektedir. Bu dönemde antik Yunan, Sâsânî ve Hint medeniyetlerinin birikimleri Arapçaya tercüme edilerek İslâm dünyasına taşınmış ve entelektüel bir sentezin temelleri atılmıştır. Bu çalışma tercüme hareketini üç ana aşamada ele almaktadır: Emevîler dönemindeki sınırlı tercümeler, Abbâsî Halifesi Mansûr ile başlayan sistematik tercüme faaliyetleri ve Halife Me’mûn döneminde zirveye ulaşan nazarî eserlerin tercümesi. Emevî döneminde tercümeler daha çok pratik ihtiyaçları karşılamak amacıyla yapılırken, Abbâsîlerle birlikte tercüme faaliyetleri devlet politikasına dönüşmüş ve daha kapsamlı bir boyut kazanmıştır. Özellikle Halife Me’mûn döneminde Beytülhikme gibi kurumlar kurulmuş, felsefe-bilim metinlerinin tercümesi hız kazanmıştır. Bu süreçte Yunanca, Pehlevice ve Sanskritçe gibi dillerden Arapçaya yapılan tercümeler, Arapçanın bir felsefe-bilim dili hâline gelmesine katkıda bulunmuştur. Ayrıca İbnü’l-Mukaffa ve Huneyn b. İshak gibi önemli mütercimlerin rolleri ve bu hareketin İslâm’daki bilimsel üretime katkıları tartışılmıştır. Tercümelerin yalnızca bilgi aktarımı değil aynı zamanda İslâm düşüncesinin özgün gelişimi açısından bir katalizör işlevi gördüğü vurgulanmıştır. Antik metinlerin tercümesi, İslâm filozoflarının yeni kavramlar üretmesine ve bilgiyi özgün yorumlarla zenginleştirmesine zemin hazırlamıştır. Sonuç olarak tercüme hareketi, İslâm medeniyetinde bilimsel düşüncenin olgunlaşmasına ve Batı dünyasının entelektüel gelişimine önemli katkılar sunmuştur. Aynı zamanda bu hareket, İslâm dünyasının yalnızca antik bilgi birikimini miras almasını değil, bu birikime özgün katkılar sunmasını da sağlamıştır.Article Antik Mısır, Antik Yunan ve Yahudilikte Köken, Yasa ve Düzen: Karşılaştırmalı Bir İnceleme(2024) Toka, TanjuToplumun ortaya çıktığı ilk dönemden itibaren düzen, köken ve yasa farklı bağlamlarda sürekli olarak tartışılmıştır. Çünkü bütün toplumlar kendi kökenlerine dair geliştirdikleri açıklama modellerine bağlı kalarak toplumsal düzenlerini kurmuşlardır. Bununla birlikte toplumlar bütün dinî inanış, kültür, gelenek ve görenek gibi unsurların temelinde yer alan yasalarını toplumsal düzenlerine dayandırırlar. Bu çalışmanın amacı toplumsal köken, yasa ve düzen bağlamında antik Mısır, antik Yunan ve Yahudilik özelinde bir inceleme gerçekleştirmektir. Araştırma sınırının bu düşünce sistemleriyle çizilmesinin gerekçesi, antik Mısır ve antik Yunan düşüncesinin mitolojik anlatıyı sunarken Yahudiliğin ise tek Tanrı inançlı bir yapıyı sunmasıdır. Çalışmada antik Mısır ve antik Yunan düşünce sistemlerinde kökenmitolojik anlatıyla, yasa ma’at ve themis kavramlarıyla, düzen ise bu kavramların yönetimin temel ilkesini oluşturmasıyla açıklanmıştır. Bunun yanı sıra, mitolojik anlatının ve bununla ilişkili olan kavramların yerini Yahudilikte kutsal kitap, ahit ve peygamberin aldığı tartışılmıştır.Article Avrupa-Merkezli Felsefe Anlatıların Ötesinde Bir Filozof Figürü: Ziya Gökalp(2025) Toka, TanjuBu çalışma, Cumhuriyet dönemi Türk düşünce tarihinin önemli isimlerinden biri olan Ziya Gökalp özelinde, Avrupa-merkezli felsefe tarihi yazımı tekil anlatılarının, felsefenin evrensellik ilkesini sınırlandırması ve Avrupa-dışı entelektüel figürlerin felsefî meşruiyetinin tanınmasını engellemesi sorunsalını ele almaktadır. Bu sorunsal karşısında çalışma, felsefenin yalnızca spekülatif bir etkinlik değil, toplumsal dönüşüm ve ahlâkî rehberlikle bütünleşen bir yaşam biçimi olarak kavramsallaştırılması gerektiği tezini savunmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın temel amacı, Gökalp’i Avrupa-merkezli düşünce sistemlerinde beliren klasik filozof tipolojileri dışında kalan alternatif bir filozof figürü olarak yeniden konumlandırmaktır. Bu yeniden konumlandırma sürecinde, Pierre Hadot’nun felsefe bir yaşam biçimidir yaklaşımı, Bernard Stiegler’in varoluşsal çağrı (vocation) kavramı ve Sajjad H. Rizvi’nin hikmet merkezli İslâm felsefesi yorumu, çalışmanın kuramsal çerçevesini oluşturmaktadır. Bu kuramsal çerçeveyi takiben, Gökalp’in özellikle ilgili çalışmaları karşılaştırmalı analiz yöntemiyle incelenerek, kıymet üretimi, kültürel sentez ve toplumsal dönüşüm pratikleri bağlamında özgün bir filozof figürü olarak konumlandırılması gerektiği savunulmaktadır. Bu analiz sürecinde çalışma, Gökalp’in düşüncesinin sistematik değerlendirilmesi özelinde, felsefe tarihçiliğinin epistemolojik adalet ve kültürel çoğulluk ilkeleri doğrultusunda yeniden yazılması gerektiğine işaret etmektedir. Bu çerçevede çalışma, Avrupa-dışı entelektüel geleneklerin felsefî meşruiyetinin tanınması yönünde mütevazı bir yaklaşım sunmakta ve nihayetinde çağdaş felsefe tarihinin çoğulcu perspektifle yeniden kavramsallaştırılması gerektiğini önermektedir.Article Fârâbî’de Filozof, Peygamber ve İlk Başkan Tipleri: Müstefâd Aklın Burhânî Bilgisi ve Mütehayyilenin Temsilî Dili(2025) Toka, TanjuFilozof, peygamber ve ilk başkan (er-reîsü’l-evvel) şeklindeki tipolojik bir ayrımla akıl ile vahiy arasındaki ilişkiyi ortaya koyan Fârâbî, siyasal otorite anlayışını bu üçlü yapı çerçevesinde tanımlamıştır. Bu bağlamda çalışmanın temel hedefi, Fârâbî’nin siyaset felsefesindeki filozof, peygamber ve ilk başkan biçimindeki üçlü tipolojiyi epistemolojik temelleriyle açıklamak; bu tiplerin müstefâd akıl ve mütehayyile kuvvetlerinin işlevleri üzerinden bilgi edinme ve aktarma biçimlerini karşılaştırmak ve nihayet bu iki kuvvetin ilk başkan tipinde nasıl sentezlendiğini ortaya koymaktır. Çalışma sürecinde öncelikle müstefâd akıl ve mütehayyile kuvvetlerinin epistemolojik boyutları netleştirilmektedir. Ardından filozof, peygamber ve ilk başkan tiplerinin sahip oldukları yetkinlikler karşılaştırılarak aralarındaki ilişkiler ortaya konmaktadır. Fârâbî’ye göre müstefâd akıl, insan nefisinin en yüksek mertebesine karşılık gelmekte ve burhânî bilgi aracılığıyla teorik kesinliği temsil etmektedir. Öte yandan, bilhassa peygamberlerde en yetkin seviyeye ulaşan mütehayyile, temsilî dil sayesinde hakikati simgesel biçimde aktarma işlevi görmektedir. Bu çerçevede filozof, hakikati aklî-burhânî yöntemle kavrayan; peygamber ise aynı hakikati mütehayyile kuvvetinin diliyle geniş kitlelere ulaştıran kişiyi temsil etmektedir. İlk başkan tipi ise bu iki yetkinliği aynı anda taşıyan bir sentez modeli olarak tanımlanmaktadır. Çalışma boyunca geliştirilen bu çözümleme, Fârâbî’nin akıl-vahiy sentezine dair özgün yaklaşımını ortaya koymakta ve İslâm siyaset düşüncesi içerisinde felsefe ile din arasındaki ilişkiyi akıl ve temsil düzeyinde yeniden kuran bir yorum geliştirme imkânı sunmaktadır. Böylece ideal yöneticiyi filozof-peygamber olarak konumlandıran yaklaşımın kavramsal temelleri açıklığa kavuşturulmakta; nihayetinde felsefî ve dinî hakikatin erdemli önderlik idealinde çatışmaksızın örtüştüğü vurgulanmaktadır.Article Platoncu Felsefenin İslâm Dünyasındaki Seyri: Otantik ve Sahte Eserlerin Tercümesi ve Alımlanması(2025) Toka, TanjuBu çalışma, Platon’un eserlerinin İslâm dünyasında alımlanma sürecini ve antik felsefî mirasın İslâm felsefesi geleneğiyle etkileşimini incelemektedir. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı, Platon’un hem otantik hem de ona nispet edilen sahte eserlerinin İslâm dünyasındaki tercüme süreçlerini ve etkilerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda Devlet, Yasalar, Phaidon ve Timaios gibi otantik eserlerle birlikte Vasiyyetü Eflâtûn, el-Uhûdu’l-Yûnâniyye ve Risâle Eflâtûn ilâ Furfuryûs gibi sahte eserler incelenmiştir. Yunanca-Süryânîce ve Yunanca-Arapça tercüme geleneklerinin Platon düşüncesinin İslâm felsefesindeki alımlanma sürecine etkilerini merkeze alan çalışma, bu süreçte ortaya çıkan tercüme eğilimlerini tartışmaktadır. Çalışma, İslâm filozoflarının Platon’un eserlerini hangi açılardan ele aldığı ve özellikle siyaset felsefesi bağlamındaki etkileri incelenmektedir. Platon’un siyaset felsefesi, Devlet ve Yasalar eserleri aracılığıyla İslâm siyaset felsefesine yön vermiş; Aristoteles’in Politika’sına erişimin sınırlı olması da bu etkinin artmasına zemin hazırlamıştır. Sahte eserlerin alımlanması, İslâm dünyasında Platoncu mirasın genişlemesine katkıda bulunurken, otantiklik meselesinde farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Son olarak bu çalışma, belirlenen eserler özelinde Platon’un düşüncelerinin İslâm dünyasındaki etkilerini daha geniş bağlamda anlamaya mütevazı bir katkı sunmayı amaçlarken, İslâm felsefesinde Platoncu etkilerin kapsamını, sınırlarını ve bu mirasın entelektüel dönüşümünü aydınlatmayı hedeflemektedir.Article Sühreverdî’nin Ontolojisinde Nûru’l-envâr: Hikmet’ül-işrâk Özelinde(2019) Toka, TanjuBu çalışmada İşrâkî felsefenin kurucusu ve en önemli filozofu olan ŞihâbuddînSühreverdî’nin (ö. 1191) felsefî sisteminde merkezi bir konumda yer alan Nûru’l-Envârkavramı ontolojik çerçeve bağlamında incelenmiştir. Ona göre varlık hiyerarşisinin entepesinde Nûru’l-Envâr bulunmaktadır. Onun varlığı kendiliğinden apaçık olduğu gibiaynı zamanda kendisi dışındaki bütün diğer varlıkları da apaçık kılmaktadır. O, nurlarınnurudur; daima var olan ve mutlak olarak tek olan nurdur. O, zatı gereği feyyaz olduğuiçin bütün varlıklar ondan feyezan etmiştir. Onun varlığı zatı gereği zorunlu iken, diğervarlıklar zatları gereği mümkün, yani eksik olan varlıklardırlar. Ayrıca onun ontolojiksisteminde varlık, nur/ışık şeklinde nitelendirilirken yokluk ise zulmet, yani karanlıkolarak nitelendirilmektedir ki zulmet, mutlak kötülük anlamına gelmektedir.

