Browsing by Author "Tozlu, Özlem Özdemir"
Now showing 1 - 6 of 6
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis Deneysel Sarkopeni Modelinde Borik Asidin Terapötik Etkinliğinin Değerlendirilmesi(2025) Baba, Cem; Tozlu, Özlem Özdemir; Arslan, Mehmet EnesSarkopeni, genellikle 65 yaş üstü bireylerde görülen, ciddi düşmelere, fiziksel bağımlılıklara ve yaşam kalitesinde düşüşlere yol açabilen bir durumdur. Sarkopeni hastalığının ciddiyetine ve yaygınlığına rağmen, henüz ideal bir tedavi yaklaşımı bulunmamaktadır. Bu çalışmada, borik asidin, sarkopeni tedavisinde potansiyel bir terapötik ajan olarak kullanımı incelenmiştir. Borik asit, hücre metabolizmasında önemli roller üstlenen ve yapılan çalışmalarda antioksidan savunma mekanizmasını iyileştirdiği, oksidatif hasarı azalttığı bilinmektedir. Bu araştırma, sarkopeni hastalığına yönelik yeni bir terapötik yaklaşım olarak borik asidin potansiyel faydalarını incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmada, 5 aylık 42 dişi Sprague dawley sıçan kullanılmıştır. Dört ay boyunca sıçanlara deri altından 400 mg/kg dozlarında D-galaktoz uygulanmıştır. Model oluşturma sürecinin ardından, önceden belirlenmiş uygulama gruplarına farklı konsantrasyonlarda (1, 5, 10, 25, 50, 100 mg/L) borik asit içeren temiz içme suyu iki ay boyunca uygulanmıştır. Çalışmanın 112., 140. ve 168. günlerinde, fizyolojik performans testi olarak koşu bandı ve ızgara testi uygulanmıştır. Fizyolojik performans testi sonuçlarına göre, hayvanların kas kuvvetlerinde herhangi bir anlamlı iyileşme gözlenmemiştir ve kas kuvvetini ölçmek için yetersiz kaldıkları söylenebilir. Bununla birlikte, MRI teknikleri kullanılarak yapılan değerlendirmelerde, borik asidin içme suyu ile alınmasının kas hacmini doza bağlı olarak artırdığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, histopatolojik değerlendirmeler ve serum kreatinin miktarındaki değişiklikler ile desteklenmiştir. Bu tez çalışması ile sarkopeni ile mücadele eden insanlara borik asit temelli tedavi yaklaşımlarının önünün açılması beklenmektedir.Master Thesis Enginar Yaprağının Sulu Ekstraktının Alkole Bağlı Olmayan Yağlı Karaciğer Hastalığı (NAFLD) Üzerine İn Vivo ve İn Vitro Etkinliğinin Değerlendirilmesi(2023) Yüksel, Nursena; Tozlu, Özlem ÖzdemirAlkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) karaciğerin kütlesinin %5'inin üzerinde yağ oranına sahip olduğu, dünyadaki en yaygın kronik karaciğer hastalığı olup yetişkin popülasyonun %30'unda görülmektedir. NAFLD geniş bir hepatik fenotip yelpazesini kapsayan karmaşık bir hastalıktır. Bu sebepten etkili tedavi stratejileri, bitkisel ve kimyasal çeşitli ilaç destekleri bulunmamakta, geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Buna karşın bu çalışma ile terapötik ajan olarak geleneksel tıpta yaygın olarak kullanılan enginar yaprağının sulu ekstresinin hedef hastalığımız olan NAFLD üzerindeki potansiyel etkisi in vitro koşullarda HepG2 hücrelerinde oleik asitle oluşturulan NAFLD modeli üzerinde hücre canlılığı, TAS-TOS, moleküler genetik teknikler kullanılarak belirlenmiş olup ardından etkinliği belirlenen güvenli doz Sprague-Dawley ırkı ratların üzerinde yüksek yağlı diyetle beslenerek oluşturulan NAFLD modelinde biyokimyasal, hematolojik ve histopatolojik değerlendirmeler yapılarak belirlenmiştir. Çalışmada 15 adet sıçan kullanılmıştır. Grup 1(sağlıklı kontrol n=5), Grup 2(model kontrol n=5), Grup 3(tedavi grubu n=5) olmak üzere 3 grup oluşturulmuştur. HepG2 hücrelerinde oleik asit maruziyetiyle oluşturulan NAFLD modelinde lipit birikimi görülmüş model ORO boyama ile doğrulanmıştır. Ayrıca tedavi uygulanan gruplarda enginar yaprağının sulu ekstresinin hücre canlılığını arttırdığı, oksidatif stresi iyileştirdiği antioksidan kapasiteyi arttırdığı belirlenmiştir. Yüksek yağlı yemle beslenen ratlarda oluşturulan NAFLD modelinde ise model kontrol gruplarında karaciğer parametreleri artmış olup tedavi sonrasında iyileşme görülmüştür. Bu çalışma sonucunda elde edilen bulgular neticesinde enginar yaprağının sulu ekstresinin NAFLD'nin oluşturduğu metabolik bozukluklara karşı iyileştirici potansiyele sahip olduğu belirlenmiş ve bu hastalığa karşı yeni tedavi stratejileri geliştirilmesine ve çeşitli farmakolojik araştırmalara katkı sağlayacağına inanılmaktadır.Master Thesis Erzincan Cimin Üzümü Çekirdek Ekstraktının Anti-Alzheimer Potansiyelinin Değerlendirilmesi(2022) Uluman, Reyhan; Tozlu, Özlem Özdemirİnsanlarda ortalama yaşam süresinin artması güzel bir gelişme olmakla birlikte beraberinde yaşlanmaya bağlı hastalıkların artmasına yol açmıştır. İleri yaşta görülen demansın 2/3'ünden sorumlu olan Alzheimer'ın sebebi bilinmemekle beraber hastalığın tedavisi de yoktur. Bu yüzden bilim insanları AH'yi engelleyecek alternatif yollara yönelmiştir. Bu çalışmamızda Vitis vinifera'nın bir alt türü olan ve Erzincan'da endemik yetişen Cimin Üzümü çekirdek ekstraktının anti Alzheimer potansiyelinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Erzincan Cimin Üzümü Çekirdeğinin sulu ekstresi in vitro Alzheimer modeli olan SH-SY5Y hücre kültürüne uygulanmıştır ve toksisitesine karşı nörokoruyucu etkisi araştırılmıştır. Hücre canlılığı testi için MTT ve LDH testi yapılmıştır. Apoptotik çekirdeklerin saptanması için Hoechts 33258 ile boyanıp incelenip floresan mikroskobu altında fotoğraflanmıştır. Ayrıca Asetilkolinesteraz aktivitesi ölçülmüştür. Elde edilen bulgular Cimin üzümü çekirdeğinin sulu ekstresinin toksisitesine karşı hücre canlılığını artırıp antioksidan kapasiteyi destekleyerek nörokoruyucu olduğunu göstermiştir.Article Investigating the Effect of Yttrium Oxide Nanoparticle in U87mg Glioma and Pc3 Prostatecancer: Molecular Approaches(2021) Sönmez, Erdal; Yazıcı, Ayşenur; Turkez, Hasan; Karatas, Elanur Aydın; Bayındırlı, Kübra Nur; Tozlu, Özlem Özdemir; Kerlı, SüleymanYttrium oxide ($Y_2O_3$) nanoparticles have very wide application areas such as biologicalimaging, photodynamic therapy, the material sciences, in the chemical synthesis of inorganiccompounds, additives in plastic, paint, steel, optics, and iron. Potential risks to human health and theenvironment should be evaluated in a multi-dimensional perspective when developing nanoparticles forthose applications. Therefore, in this research, we aimed to investigate changes in gene expressionprofiles (genes involved in different biological pathways) influenced by commonly Yttrium oxide($Y_2O_3$) nanoparticle in human U87MG glioma and PC3 prostate cancer cell lines in vitro. The study wasplanned to be carried out in two stages. In the first stage, cell viability and cytotoxicity parameters werestudied using 3-(4,5-dimethyl-thiazol-2-yl) 2,5-diphenyltetrazolium bromide and lactate dehydrogenaserelease assays, respectively, with human U87MG glioma and human PC3 prostate cancer cell cultures.In the second stage, to obtain a clear insight into the molecular events after exposing, we examined theeffects of selected $Y_2O_3$ nanoparticle on the expression of genes in U87MG and PC3 cell cultures using$RT^2$ Profiler PCR Arrays. $Y_2O_3$ nanoparticles have IC20 of 0,18 mg/L and 2,903 mg/L in PC3 andU87MG cell lines, respectively. $Y_2O_3$ nanoparticle induced up-regulation of 24 and down-regulation of22 genes in PC3 cells and up-regulation of 53 and down-regulation of 27 genes in U87MG cells. Thisstudy of gene expression profiles affected by nanotoxicity provides critical information for the clinicaland environmental applications of $Y_2O_3$ nanoparticles.Article miR1825'in Baş ve Boyun Kanserinde In Vivo Tümörigenez Potansiyelinin Nude Fare Modellerinde İncelenmesi(2022) Gündoğdu, Betül; Tozlu, Özlem Özdemir; Karataş, Ömer FarukBaş ve boyun skuamöz hücreli karsinom (BBSHK) genetik ve çevresel etkilerin rol aldığı karmaşık bir etiyolojiye sahiptir. Sigara ve alkol tüketimi ile insan papiloma virüsü önemli çevresel risk faktörleri olarak bilinmektedir. Ayrıca hücre bölünmesi, DNA onarımı ve apoptoz ile ilişkili genlerde ve mikroRNA?lardaki mutasyonlar ve anormal ifade değişiklikleri BBSHK?ya yol açabilecek faktörler arasındadır ve bunların birbirleriyle ilişkisi karmaşık moleküler bir arka plan oluşturmaktadır. Kanser ilişkili ölümlerin azaltılması, kanser hastalarının yaşam kalitesinin artırılması ve kanserin etkili bir şekilde tedavi edilmesi için karsinogenez sürecindeki moleküler mekanizmaların tam olarak aydınlatılması önemli ve gerekli bir adım olarak düşünülmektedir. In vivo modeller karsinogenez süreçlerinin moleküler açıdan daha iyi anlaşılması ve yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilebilmesi için yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu modeller teknik açıdan insan tümörlerinin in vivo ortamını yansıtabilmekte ve hızlı tümör gelişimine imkân sunarak hızlı bir şekilde sonuç alınmasına imkân sağlamaktadır. Bu yönüyle, subkütan yolla oluşturulan ksenograft model, tümör oluşum potansiyelinin belirlenmesi ve meydana gelen histolojik ve moleküler değişikliklerin incelenmesi açısından ideal bir model olması dolayısıyla miR-1825?in baş ve boyun kanserlerinde onkogenik potansiyelini NUDE farelerde in vivo kanser modeli oluşturarak araştırmayı amaçladık. Başlangıçta miR-1825?in ifadesinin Hep-2 ve FaDu hücrelerinde başarılı bir şekilde stabil olarak overeksprese edildiği qRT-PCR kullanılarak doğrulandı. Ardından artmış miR-1825 ifadesinin hücre canlılığını anlamlı derecede arttırdığı CVDK-8 testi ile gösterildi. Daha sonra miR-1825?i stabil olarak yüksek düzeyde ifade eden Hep-2 ve FaDu hücreleri sübkütan yol ile NUDE farelere enjekte edildi ve bir aylık takip sonunda miR-1825?i overeksprese eden hücrelerin kontrol hücrelere göre daha büyük tümörler oluşturduğu gösterildi. Oluşan tümör dokularındaki Ki-67 hücre proliferasyon indeksindeki değişim immünohistokimyasal yöntem ile gösterildi. Ayrıca miR-1825?in overeksprese edildiği gruplarda gelişebilecek olası metastazları incelemek adına, baş ve boyun kanserlerinin yaygın uzak metastaz bölgelerinden birisi olan akciğerlerdeki metastatik lezyonların varlığı ve sayısı HE boyamaları yapılarak incelendi ama metastatik odak tespit edilemedi. Tüm bu bulgular, miR-1825?in baş ve boyun kanserlerinde onkojenik potansiyele sahip olduğunu ve tümör gelişimini teşvik ettiğini ortaya koymaktadır.Doctoral Thesis Serin Diyet Uygulamalarının Deneysel Alzheimer Modelinde Nöroprotektif Etkilerinin Değerlendirilmesi(2018) Tozlu, Özlem Özdemir; Türkez, HasanAlzheimer hastalığı (AH), sinaptik işlev bozukluğu ve nörodejenerasyonun eşlik ettiği amiloid-β (Aβ) plakların ve beyinde nörofibriler yumakların birikmesi ile karakterize edilen nörodejeneratif bir hastalıktır. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak etkin bir tedavi henüz bulunamamıştır. Bu nedenle deneysel hayvan modelleri kullanılarak yapılan terapötik çalışmalar oldukça önemli hale gelmiştir. Çalışmamızda nöroprotektif etkileri bilinen D-sikloserin ve L-serin aminoasitleri kullanılmıştır. D-sikloserin ve L-serin aminoasitlerinin potansiyel etkileri AlCl3 maruziyeti ile deneysel AH modeli oluşturulan ratlarda davranış testleri ile biyokimyasal, hematolojik ve histopatolojik değerlendirmelerin yanısıra moleküler genetik analizler ile belirlenmiştir. Çalışmada 30 adet dişi Sprague-Dawley rat kullanılarak 6 grup oluşturulmuştur: Grup 1 Kontrol grubu (n=5), Grup 2 AlCl3 uygulaması ile deneysel AH oluşturulan grup (n=5), Grup 3 Tedavi amaçlı D-sikloserin verilen grup (n=5), Grup 4 Tedavi amaçlı L-serin verilen grup (n=5), Grup 5 D-sikloserin grubu (Sadece D-sikloserin n=5), Grup 6 L-serin grubu (Sadece L-serin n=5). AlCl3 maruziyeti ile AH oluşturulan ratlarda oksidatif stres ve nörodejenerasyon görülmüş olup davranış testleri ile de AlCl3 ile oluşturulan deneysel AH modeli doğrulanmıştır. Ayrıca moleküler genetik analizler ile alüminyumun β-sekretaz ve γ-sekretaz aktivitelerini artırırken α-sekretaz aktivitesini azalttığı bulunmuştur. D-sikloserin ve L-serin uygulaması ile alüminyum toksisitesi nedeniyle oluşan nörodejenerasyonda iyileşme sağlanırken oksidatif hasar engellenmiştir. Bu çalışma sonucunda elde edilen bulguların AlCl3'e bağlı nörodejenerasyon ve bilişsel bozukluğa karşı iyileştirici potansiyele sahip yeni bileşiklerin sentezlenmesine ve ilaç geliştirme araştırmalarına katkı sağlayacağına inanılmaktadır.

