Akbulut, Uğur
Loading...

Profile URL
Name Variants
Uğur Akbulut
U. Akbulut
Akbulut, Uğur
Akbulut, U.
U. Akbulut
Akbulut, Uğur
Akbulut, U.
Job Title
Prof. Dr.
Email Address
uakbulut@erzurum.edu.tr
Main Affiliation
1.2. Tarih Bölümü
Status
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
SDG data is not available

Scopus data could not be loaded because of an error. Please refresh the page or try again later.

WoS data could not be loaded because of an error. Please refresh the page or try again later.

Scholarly Output
15
Articles
7
Views / Downloads
0/0
Supervised MSc Theses
8
Supervised PhD Theses
0
WoS Citation Count
0
Scopus Citation Count
0
WoS h-index
0
Scopus h-index
0
Patents
0
Projects
0
WoS Citations per Publication
0.00
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
7
Supervised Theses
8
| Journal | Count |
|---|---|
| Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi | 1 |
| Belleten | 1 |
| Erzurum Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi | 1 |
| Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi | 1 |
| Turcology Research (Online) | 1 |
Current Page: 1 / 2
Scopus Quartile Distribution
Quartile distribution chart could not be loaded because of an error. Please refresh the page or try again later.
Competency Cloud

15 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 15
Article 1909 Adana Olayları Sırasında Bir Kriz Yönetimi Örneği: Lazkiye’ye Ermeni Göçü ve Mutasarrıf Mehmed Ali Bey(2023) Akbulut, UğurOsmanlı Devleti, neredeyse bütün bir XIX. yüzyılı parçalanmayı önlemek için çözüm arayışları ile geçirmiştir. Başta Tanzimat Fermanı olmak üzere başvurulan tedbirler devlete belirli bir dinamizm kazandırsa da arzu edilen bütünlük korunamadığı gibi ekonomik ve toplumsal refah da temin edilememiştir. Devletin içinde bulunduğu durumdan istifade etmek isteyen gruplardan biri de Ermenilerdi. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren harekete geçen Ermeniler amaçlarına ulaşamamışlardı. Bununla beraber Ermeniler, 1908’de Meşrutiyet’in getirdiği hürriyet ortamından yararlanarak gerekli hazırlıkları yapmış ve bir kez daha harekete geçmişlerdi. Ermenilerin tahriki ile Adana’da başlayan olaylar Müslümanların sert tepkisine neden olmuş ve çatışmalar çevre şehir ve kasabalara yayılmıştı. Olaylardan etkilenen yerlerden biri de Halep vilayetine bağlı Cisr-i Şuğur kazasının Keseb köyüdür. Tamamı Ermenilerden oluşan Keseb’e yapılan saldırı sonrası 5.000 kadar Ermeni Lazkiye’ye sığınmış ve Lazkiye Mutasarrıfı Mehmed Ali Bey’in koordinasyonu sonrası yeniden köylerine dönmüşlerdi. Bu çalışmada Keseb’den Lazkiye’ye yapılan göç ve bu göçün sebep olduğu kriz karşısında bir yönetici olarak Lazkiye Mutasarrıfı Mehmed Ali Bey ele alınacaktır. Özellikle Adana’da meydana gelen olaylar sırasında yerel yöneticilerin yetersiz bulunduğu, hatta suçlandığı bir dönemde bir diğer yerel yöneticinin ortaya koyduğu başarı incelenmeye değer bulunmuştur. Mehmed Ali Bey’in bir anda karşı karşıya kaldığı krizin üstesinden gelme becerisi Beyrut valiliği, Lazkiye halkı, Keseb Ermenileri, Ermeni Patrikhanesi, hükümet ve hatta Papa nezdinde takdir görmüştür. Adana’da başlayan olaylar, olayların çevreye yayılması, Keseb’den Lazkiye’ye göç ve sığınmacıların geri dönüşü Osmanlı ve İngiliz arşiv kayıtları, dönemin gazeteleri, hatıralar ve konuyla ilgili araştırma eserlerinden yararlanılarak ele alınmıştır.Article Sultan II. Abdülhamid’in Başkâtibi Tahsin Paşa(Turkish Historical Society, 2022) Ürkmez, N.; Akbulut, U.During the reign of Abdulhamid II, Yıldız Palace became the decision centre of the state, and Palace came to the fore. During this period, all the affairs between the external world and the Palace were administered through the Mabeyn-i Hümayun Başkitabeti. Tahsin Pasha was appointed as the First Secretary of Mabeyn-i Hümayun, which was such an important office, by Abdulhamid in 1894. Pasha, who continued this duty until 1908, was arrested after the proclamation of the Constitutional Monarchy and was imprisoned in the Bekirağa Troop. He was transferred to Büyükada on September 3, 1908, where he was kept under surveillance. After the March 31 Incident, his property was confiscated with the decision of the Meclis-i Vükela on May 28, 1909; his rank, insignia and medals were cancelled, he was deprived of his retirement right and exiled to Chios. When the danger of the Greek invasion of the island arose, Pasha was sent to Izmir on May 27, 1912. On February 11, 1913, he was allowed to return to Istanbul after the general amnesty for political criminals was issued. From this date until 1933, he continued his life in a state of poverty in Istanbul, constantly looking for debt. He also lost his last remaining properties on these dates. Since 1930, he published his memoirs in the journal of Milliyet in serial form. Tahsin Pasha, who completed his life loyally to Abdulhamid II, passed away on January 22, 1933, in his mansion in Erenkoy. His funeral was buried in the family cemetery in Eyup, Istanbul. In this study, the place and role of Tahsin Pasha in the administrative system of Sultan Abdulhamid as the first secretary of the Mabeyn, about which no academic study has been done so far, will be examined. At the same time, the life of a statesman who continued his loyalty to Sultan Abdulhamid after the proclamation of the Constitutional Monarchy until his death will be revealed. © 2022 Turkish Historical Society. All rights reserved.Master Thesis Meşrutiyet Öncesi Dönemde Gazetelere Uygulanan Yasaklar ve Cezalar (1860-1876)(2020) Kotan, Suna; Akbulut, UğurOsmanlı basın hayatı 1831 yılında çıkarılan Takvim-i Vekāyi ile başlamıştır. Sultan II. Mahmud döneminde çıkarılan bu gazete batılılaşma sürecindeki Osmanlı Devleti'nin kamuoyu oluşturmasında çok önemli bir rol üstlenmiştir. Takvim-i Vekāyi'den on yıl sonra Osmanlı Devleti'nin ikinci gazetesi olan Cerîde-i Havâdis 1840 yılında yayın hayatına başlamıştır. 1860 yılında Agâh Efendi'nin çıkardığı Tercüman-ı Ahvâl ile gazetecilik ve basın devlet tekelinden çıkmış, 1862'de yayınlanan Tasvir-i Efkâr ve 1867'de çıkarılan Muhbir gazetesi ile daha da güçlenmiştir. Tanzimat'ın yetiştirdiği genç nesil çıkardığı gazetelerle yönetime muhalefet etmiş ve bu hareket daha sonra Yeni Osmanlılar adını almıştır. Siyasî içerikli yazılar ve iktidara yönelik eleştiriler basında yer almaya başlayınca hükümet tarafından yeni hukukî düzenlemeler ve yasaklar getirilmiştir. 1864'te Matbuat Nizamnâmesi ve 1867'de yayınlanan Âlî Kararnâme ile basın susturulmaya çalışılmıştır. Muhbir, Utarit ve Tasvir-i Efkâr gibi gazeteler bu kararname ile kapatılırken, Terakki, Basiret ve Diyojen'e çeşitli cezalar verilmiştir. Ancak basın hiçbir şekilde susturulamamış, bu gazeteciler mücadelelerine yurt dışında devam etmişlerdir. Yeni Osmanlıların yurda dönmeleriyle birlikte Tanzimat'ın en güçlü yayın organı olan İbret gazetesi 1870'te yayınlanmıştır. Yayın hayatı boyunca çeşitli cezalara maruz kalan İbret, 1873'te Hadika gazetesi ile birlikte kapatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Basın, Sansür, Ali Kararname, Yeni OsmanlılarArticle 19. Yüzyılın İlk Yarısında Salgın Hastalıklar Karşısında Devlet ve Toplum(2023) Akbulut, UğurSalgın hastalıklar insanoğlunun yerleşik hayata geçmesiyle birlikte görülmeye başlamıştır. Tarih boyunca veba, sıtma, difteri, grip, çiçek, cüzzam ve kolera gibi hastalıklar milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştur. Veba, salgın hastalıklar içerisinde en yaygın ve en öldürücü olanlardan biridir. Eski çağlardan itibaren sık sık tekrar eden veba, birçok toplum tarafından Tanrı’nın günah işleyen insanları cezalandırma yöntemi olarak görülmüştür. Bununla beraber Avrupa’da XIV. yüzyıldan itibaren başta karantina olmak üzere alınan önlemler hastalığın seyrini değiştirmiş ve bu sayede XVII. ve XVIII. yüzyıllardan itibaren birçok şehirde veba artık görülmez olmuştur. Osmanlı Devleti, daha kuruluşundan itibaren veba ile karşı karşıya kalmıştır. İstanbul gibi merkezi konumda bulunan bir şehrin varlığı vebanın dünyanın her tarafından gelen gemiler vasıtasıyla buraya taşınmasına neden olmuştur. Veba belirli aralıklarla tekrar etmesine rağmen Avrupa’da olduğu gibi önleyici tedbir almada geç kalınmış ve bu nedenle ilk karantina uygulamasına ancak 1830’larda geçilebilmiştir. Bu durum Batı’da, Türklerin hem devlet hem de halk olarak kaderci ve vurdumduymaz tavrına bağlanmıştır. Bu çalışma, karantina uygulamasına geçmede geç kalınmış olsa da hem devletin hem de Müslüman ahalinin hastalıklara karşı birtakım tedbirler aldığını, eldeki imkânlar ölçüsünde hastalıkları savuşturmaya çalıştıklarını göstermeyi amaçlamaktadırMaster Thesis Türk Basınında Alman İmparatoru II. Wilhelm'in 1898 Tarihli İstanbul ve Kudüs Seyahati(2020) Çelik, Hatice; Akbulut, UğurOldukça eskilere uzanan Osmanlı-Alman ilişkileri, Sultan II. Abdülhamid dönemine kadar zaman zaman dostane bir seyir izlerken, zaman zaman da durma noktasına kadar gelmiştir. Sultan II. Abdülhamid'in Osmanlı tahtına çıkması ve ardından II. Wilhelm'in Alman imparatoru olması Osmanlı-Alman ilişkilerini canlandırmıştır. Bu dönemde Avrupa devletleri tarafından yalnızlığa mahkûm edilen Sultan II. Abdülhamid, bunu fırsata dönüştürerek, diğerlerine nazaran daha az zararlı olduğuna inandığı Alman devletiyle ilişkilerini geliştirme yoluna gitmiştir. Bismarck'ın başbakanlığı döneminde temkinli ve bir o kadarda yavaş ilerleyen Osmanlı-Alman ilişkileri, İmparator II. Wilhelm'in Alman İmparatoru olmasıyla Bismarck'ın ihtiyatlı politikası tamamen terk edilmiş, Weltpolitik adıyla yeni bir politika uygulamaya konulmuş ve Almanların bu yeni politikasından en çok Osmanlı Devleti payını almıştır. Osmanlı-Alman ilişkilerini taçlandıran gelişme II. Wilhelm'in ilki 1889, ikincisi 1898 yıllarında yaptığı ziyaretlerdir. II. Wilhelm, Avrupa karşısında yalnız kalan II. Abdülhamid'e bu şekilde manevi destek olup, seyahati boyunca yaptığı söylemlerle Osmanlı vatandaşlarının, bilhassa Müslümanların gönlünü kazanmış, aynı zamanda bu ziyaretler iki ülke arasındaki siyasî, askerî ve iktisadî etkileşimi artırmıştır. Bu çalışmada Alman İmparatorunun 1898 tarihli ikinci ziyaretinin hem İstanbul hem de Filistin ayağı, Osmanlı gazetelerine dayanarak izah edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: II. Abdülhamid, II. Wilhelm, İstanbul, Kudüs, Osmanlı DevletiArticle Balya-karaaydın Maden Grevi ve Mehmet Ali (Aynî) Bey’in Müfettişliği (1908)(2013) Akbulut, UğurGrev, işçilerin eskiden beri en çok başvurduğu hak arama yöntemlerinden birisidir. Genellikle çalışma şartlarının iyileştirilmesi veya ücretlerin artırılması amacıyla başlatılan grevler, çoğu zaman işverenler tarafından sert tepkilerle karşılanmıştır. Bu çalışmada ücretlerin artırılması maksadıyla başlatılan grevlere bir örnek olarak görülebilecek olan Balya-Karaaydın maden grevi ele alınmıştır. Balya-Karaaydın maden işçileri, II. Meşrutiyet’in ilanının getirdiği özgür ifade ortamı ve tüm ülkeyi saran işçi eylemlerinin etkisiyle greve gitmişti. Sayıları iki bini bulan işçilerin hemen hemen yarısı iş bırakırken diğer yarısı çalışmaya devam etmek niyetindeydi. Bu durum doğal olarak taraflar arasında çatışmalar yaşanmasına neden olmuştur. Bu arada eylem yapan işçiler maden şirketine ait birimlere karşı saldırılara başlayınca, maden şirketi hükümetten yardım talebinde bulunmuştur. Olayları bastırmak için bir miktar asker Balya’ya sevk edildiği gibi Lazkiye Mutasarrıfı Mehmet Ali Bey de tahkikat için grev mahalline gönderilmiştir. İşçi liderleriyle yapılan görüşmeler sonrası ücretlere zam yapılarak grev sona erdirildiği gibi olayların çıkmasında rolleri olduğu anlaşılan bazı kimseler de çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Grevin başlaması ve sonrası yaşanan olaylarda rolü olduğu kanıtlanan resmi görevliler Balya’dan uzaklaştırılmıştır.Master Thesis Tanzimat Devrinde Gezinti Alışkanlıklarının Değişimi: İstanbul'da Mesire Yerleri(2021) Çetin, Ümmügülsün; Akbulut, UğurTarih boyunca tüm insanlar günlük yaşamın getirdiği yorgunluklarından kurtulmak için yollar aramışlardır. Her toplumda olduğu gibi Osmanlı Devleti'nde de bu ihtiyaç hâsıl olmuştur. Dönemin insanlara sunduğu şartlar çerçevesinde bu ihtiyaç giderilmeye çalışılmış, mesire yerleri de bu ihtiyaca cevap vermek adına ortaya çıkmıştır. Mesire alanları, günlük yaşamın keşmekeşinden kurtulmak isteyen İstanbul halkının kendine has eğlence anlayışıyla sosyal hayatın vazgeçilmez mekânları haline gelmişlerdir. İnsanlar mesire alanlarında tabiatla baş başa güzel vakit geçirme imkânı buldukları gibi sosyalleşme ihtiyaçlarını da karşılamışlardır. Devlet tarafından halkın dinlenme ve eğlenme ihtiyacını karşılamak için mesire yerleri düzenlenmiştir. İstanbul halkı tarafından çokça ilgi gören mesire alanlarında, farklı dönemlerde insanların giyim-kuşamları, yiyecekleri, kadın-erkek ilişkileri ve devletin toplum üzerindeki kaide ve uygulamalarında değişiklikler meydana gelmiştir. Bu çalışmada; Tanzimat devrinde mesire yerlerinin İstanbul halkı için önemi genel bir çerçevede, tarihsel araştırma metodu kullanılarak elde edilmiş ve veriler doküman incelemeleri neticesinde toplanarak değerlendirilmiştir.Article Batılıları İstanbul’da Şaşırtan Bir Manzara: Hayvansever Türkler(2023) Akbulut, UğurXIV. yüzyıla girerken Osmanlı Devleti’ni kuran Türkler, önce Bizans İmparatorluğu’na karşı Anadolu ve Rumeli’de, daha sonra diğer Hristiyan devlet ve toplumlara karşı Doğu ve Orta Avrupa’da büyük bir üstünlük kurmuştu. Fatih Sultan Mehmed devrinde İstanbul’un fethi ile başlayan Avrupa’daki Türk korkusu Kanuni Sultan Süleyman devrinde zirveye ulaşmıştı. Önce Katolik Kilisesi ardından Martin Luther’in öncülüğünde Protestanlar propaganda amaçlı yayın ve duyurularla Türklere karşı Hristiyanların öfkesini canlı tutmaya çalıştılar. Bunun sonucunda zalim, gaddar, öldürmekten ve cana kıymaktan zevk alan bir Türk profili ortaya çıktı. Kanuni Sultan Süleyman devrinden itibaren Avrupalılar arasında Türklere karşı korku ve endişenin yanında bir de merak duygusu gelişmeye başladı. Bu merak duygusu birçok seyyahın Türk topraklarını ziyaret etmesine yol açtı. Bir kısmı resmî görevle bir kısmı kendi isteğiyle gerçekleştirilen bu seyahatler sırasında Türklerin kendilerine anlatılanların ötesinde vasıflarını öğrendiler. İşte bu vasıflardan biri de hayvanlara karşı gösterilen merhamettir. Hemen hemen tüm seyyahlar Türklerin bilhassa kediler, köpekler ve kuşlara gösterdikleri sevgi ve şefkati hayret ve şaşkınlıkla eserlerinde işlemişlerdir.Article Osmanlı Basın Tarihine Bir Katkı: Gazetelerin Yayınlanma Amaçları ÜZERİNE(1831-1876)*(2013) Akbulut, UğurBu çalışmada, ilk Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayi'den başlayarak I. Meşrutiyet'in ilan edildiği 1876 yılına kadar, gazetelerin yayınlanma amaçları üzerinde durulmuştur. Türk basın tarihinin ilk otuz yıllık döneminde, biri resmi, diğeri yarı resmi olmak üzere sadece iki gazete yayınlanmıştı. Bunların yayınlanma gerekçeleri ve yayın politikaları, özel sermayeli Türkçe gazetelerden farklıdır. Resmi gazete olan Takvim-i Vekayi, kamuoyu oluşturma ve kamuoyunu bilgilendirme gibi amaçlara hizmet ederken, William Churchill adlı bir İngiliz'in sahibi olduğu yarı resmi vasıflı Ceride-i Havadis, halkın eğitimi gayesini öne çıkarmıştır. 1860 yılından itibaren yayınlanmaya başlayan ilk özel gazetelere genel olarak Yeni Osmanlılar hâkimdi. Meşrutiyet rejimini tesis etmek için çaba saf eden Yeni Osmanlılar, bu yolda halkın desteğini alabilmek için gazeteleri araç olarak kullanmışlardı. Gazete ve medenileşme arasındaki ilişkiye dikkat çeken gazete sahipleri, verilmek istenen mesajı, halkın daha rahat anlayabilmesi için sade bir Türkçe kullanmaya özen göstermişlerdi. Nitekim bu düşünce gazetelerin ilk sayılarında dile getirilmiştir. Öte yandan bilhassa Yeni Osmanlılar, yayın amaçları içerinde vatana ve millete hizmet etme duygusunu hep öne çıkarmıştı. Gazetelerin yaptığı yayınlar ve bazı sert eleştirilerden rahatsız olan hükümet, bazı hukuki düzenlemeler yaparak gazeteleri susturma yoluna gitmişti. Baskı, kapatma ve sürgün gibi cezalar artınca Yeni Osmanlılar yurtdışına çıkmış ve faaliyetlerine Londra'da devam etmiştir. Türlü sıkıntılara rağmen Yeni Osmanlılar, gazeteler aracılığıyla yürüttükleri mücadelelerini kazanmıştır. Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesinin ardından, önce V. Murat ve ardından II. Abdülhamit'in tahta çıkışı, basına hissedilir bir rahatlama getirdiği gibi 1876 yılında ilan edilen Meşrutiyet, gazeteler aracılığıyla yapılan mücadeleye gerçek anlamda zafer kazandırmıştır.Master Thesis Tanzimat'tan İi. Meşrutiyet'e Kadar İstanbul'da Yeme-İçme Mekânları(2019) Harmandar, Sevde; Akbulut, UğurOsmanlı gündelik yaşamında halk; ev, cami, çarşı gibi sınırlı bir sosyal çevrede hayatını sürdürmekteydi. Kahvehane, meyhane, lokanta gibi yeme-içme mekânlarının ortaya çıkması ile birlikte insanlar arasındaki iletişim de çok yönlü bir hale dönüşmüştür. Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'tan sonra birçok alanda batılılaşmanın etkisinden söz etmek mümkündür. Halkın vaktinin önemli bir kısmını geçirdiği sosyal mekânlar olan yeme-içme mekânları da bu değişimden payını almıştır. Bu dönemde Tanzimat'ın etkisiyle bazı mekânlar tamamen ortadan kaldırılırken bazıları da değişime uğrayıp varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ayrıca tamamen geleneksel mekânlardan farklı olarak batılı tarzda yeni mekânlar da ortaya çıkmıştır. Yeme-içme mekânlarındaki bu değişim sadece mekânla sınırlı kalmamış, buralardaki eğlence anlayışı da değişime uğramıştır. Bu tez ile orta sınıf halkın sosyal hayatını geçirdiği mekânlardaki değişime ışık tutulmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu mekânların ilk açıldığı dönemle Tanzimat'tan sonraki dönem arasında karşılaştırma yapabilme fırsatını da bizlere sunmuştur. Bu çalışma tarihsel araştırma yöntemi ile yürütülmüş ve veriler doküman incelemesi ile toplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeme-içme, Sosyal mekân, Tanzimat, Galata, Beyoğlu.

