* Akademik Arşiv
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.14901/693
Browse
Browsing * Akademik Arşiv by Language "tr"
Now showing 1 - 20 of 639
- Results Per Page
- Sort Options
Article 14 Haziran 2020 Bingöl-Karlıova Depreminin Yığma Yapılara Etkisinin Değerlendirilmesi(2021) Kazaz, İlker; Kocaman, İrfan14 Haziran 2020 tarihinde Kuzey Anadolu Fay hattı ile Doğu Anadolu Fayı birleşim bölgesinde, merkez üssü Bingöl-Karlıova (Enlem: 39.365N, Boylam: 40.714E) olan 5.7 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Doğu Anadolu Bölgesinin kırsal kesimlerinde ve şehir merkezlerinin muhtelif yerlerinde yapı stokunun büyük kısmı yığma binalardan oluşmaktadır. Bu yığma binaların büyük kısmı iyi harca sahip olmayan moloz duvarlardan meydana gelmektedir. Depremin etkisiyle düzlem içi ve düzlem dışı kuvvetlere maruz kalan bu duvarlar, düşük çekme dayanımları sebebiyle kolayca hasar görebilmektedirler. Bu çalışmada Kaynarpınar, Dinarbey ve Elmalı köylerinde bulunan yığma binalarda meydana gelen hasar çeşitleri tespit edilmiştir.Article 16. Yüzyılda Ezine Kazası Vakıfları (TAHRİR Defterlerine Göre)(2025) Sezer, MusaGünümüzde Çanakkale iline bağlı bir ilçe olan Ezine, antik dönemde Troas bölgesinde yer almaktaydı. Bizans İmparatorluğu döneminde şehir vasfından uzak olan Ezine’deki ilk Türk yerleşmelerinin Danişmentliler olduğu tahmin edilmektedir. Karesioğulları idaresinin de görüldüğü Ezine’de Osmanlı hâkimiyeti Orhan Bey döneminde başlamıştır. Ezine, 16. yüzyıl boyunca Biga Sancağı’na bağlı bir kaza olarak idari sistemdeki varlığını sürdürmüştür. Ezine vakıfları ile bu vakıfların sosyal ve ekonomik hayata etkisini konu alan bu çalışmanın temel kaynağı 16. yüzyıl tahrir defterlerinde yer alan evkaf kayıtlarıdır. Türk-İslam şehirlerinin kurulması ve gelişmesinde vakıf kurumunun önemli tesirleri olmuştur. Vakıflar aracılığıyla tesis edilen hayrat ve akarlar Ezine şehrinde sosyal, dinî, kültürel, ekonomik ve bayındırlık gibi alanlarda hizmet vermiş, toplum hayatını kolaylaştırıcı ve iyileştirici etkide bulunmuşlardır. Bu çalışmada Ezine’de değişik türden olduğu görülen vakıfların mal varlıkları, gelir-gider durumları, çalışanları ve maaşları, vakıflara gelir sağlayan köyler, bu köylerin üretim durumları gibi konular ele alınmıştır. İncelenen vakıfların şehir hayatına etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Ezine’deki vakıf kurucuları arasında Osmanlı Devleti’nin kurulup gelişmesinde rol oynayan devlet adamları ve görevliler tespit edilmiştir. Bu çalışma vesilesiyle söz konusu kimselere de değinilmiştir.Article 16. Yüzyılın İlk Yarısında Eğriboz Sancağı Vakıfları(2025) Sezer, MusaEğriboz, Yunanistan’ın doğu kıyısındaki Eğriboz adasında yer almaktadır. Venedik tarafından müstahkem bir hâle getirilen Eğriboz, Ege’nin önemli deniz üslerindendi. Ada ve şehre ilk Türk akını, 1333’te Aydınoğlu Umur Bey zamanında gerçekleşmiştir. Şehir, Osmanlılar tarafından 1470 yılında Venedik’ten alınmıştır. Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen şehrin ismi Osmanlı kaynaklarında Eğriboz, Ağrıboz, İğriboz, İğribos gibi çeşitli şekillerde geçmektedir. Osmanlılar tarafından aslı Grekçe Egripos olan söylenişine uygun olarak Eğriboz denildi. Fethinden itibaren bir sancak yapılan Eğriboz, 16. yüzyılın ortasına kadar Rumeli Eyaleti’ne, bundan sonra ise Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti’ne bağlanmıştır. 1831 yılında Yunanlılara bırakılana kadar yaklaşık 360 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Eğriboz’un Osmanlılar tarafından fethiyle Türk-İslam şehri görüntüsüne kavuşma süreci de başlamış oldu. İlk başta askerî açıdan önemli olan Eğriboz, daha sonra Müslümanların yaşamasına uygun hâle getirilmeye başlanmıştır. St. Mary Kilisesi’nin camiye çevrilmesi ve bir hamam yaptırılmasıyla başlayan şehirleşme süreci daha sonra da devam etti. Şehrin Müslüman halkın yaşamasına elverişli hâle getirilmesiyle nüfus da yükselişe geçmiştir. Eğriboz vakıflarını konu alan bu çalışmanın temel kaynakları, 16. yüzyılın ilk yarısına ait tahrir defterlerindeki evkaf kayıtlarıdır. Bu defterlere Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi’nden ve Kuyûd-ı Kadîme Arşivi’nden ulaşılmıştır. Vakıfların gayrimüslimlerden fethedilen bir şehrin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında gösterdiği etki, Eğriboz’da da kendini göstermektedir. Vakıfların etkisiyle Eğriboz’un çehresi değişmiş ve bir Osmanlı şehri hâline getirilmiştir.Article 1699/1700 Yılında Nazilli Kazâsı’nın Nüfus Yapısı(2019) Sezer, MusaNazilli erken dönemlerden beri bulunduğu bölgede ticarî mallarınpazarlanmasında önemli toplanma yerleri arasında sayılmaktaydı. OsmanlıDevleti döneminde Kestel olarak da anılan Nazilli, bu ticarî özelliğinden dolayısürekli bir yerleşime sahne olmuştur. Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlıidaresine geçen Nazilli, XVI. yüzyılın ilk yarısına ait tahrir defterlerinde yeralmaya başlamıştır. Bu kaynaklarda Kestel kazâsına bağlı bir nefs olan şehir, çokgeçmeden gelişerek kazâ statüsünde yer almıştır. İncelenen tarihte ise “Kestelnâm-ı diğer Nazilli” şeklinde Kestel isminin diğer adı olmuştur. XVI. yüzyılınsonlarından itibaren tutulmaya başlanan avârız defterlerinin Osmanlı demografialanındaki çalışmalarda önemli arşiv malzemeleri arasında olduğu tartışılmaz birgerçektir. Bu defterlerden biri olan Nazilli avârız defteri, 1699/1700 yılında NazilliKazâsı’na bağlı mahalleler ve köylere ait nüfus bilgilerini ihtiva etmektedir. Sözkonusu çalışmada belirtilen zamanda Nazilli’deki yerleşim birimleri ve isimleri,burada yaşayan reaya ile muafların nüfusu ve bunların sosyal statülerine dairbilgiler ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bölgesel bir özelliğe sahip olan bu çalışmaile özel anlamda Nazilli, genel anlamda ise Osmanlı demografi çalışmalarına birkatkı sağlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca avârız defteri esas alınarak yapılan buçalışma ile Nazilli’nin bu alana ait bir boşluğunun doldurulmasıhedeflenmektedir.Article 17. Asırda Rus İdaresi Altında Küçümoğulları ve Sibir Hanlığı’nı Yeniden Diriltme Çabaları(2024) Sever, Zafer16. asrın sonunda gerçekleşen Rus işgalinden sonra Sibir Hanlığı’nın fiilen sona ermesinin ardından Batı Sibirya’da iki farklı sonuç tezahür etmiştir. Kimileri Moskova’nın yolunu tutup Rus sarayının hizmetine girerken, kimileri de hanlığın kadim topraklarında kalıp Rus işgaline karşı direnmeye başlamıştır. Sibir Hanlığı’ndan esir alınan isimlerin büyük bir kısmı, Moskova tarafından taltif edilerek Rus menfaatlerine hizmet etmiştir. Sibirya’da kalanlar ise Ruslara karşı büyük bir cephe savaşı vererek Batı Sibirya topluluklarıyla birlikte Sibir Hanlığı’nın mirasına sahip çıkmıştır. Bununla birlikte Urallarda Başkurtlar ve Güneybatı Sibirya’ya gelen Kalmuklar cepheyi genişleterek Ruslara karşı Küçümoğullarının yanında yer almıştır. Ancak yaklaşık bir asır süren bu mücadeleler sonucunda ise muvaffak olunamamıştır. Sibir Hanlığı ve Küçüm Han, Türk literatüründe kendine tedricen yer bulmaya başlasa da onun ardılları ve ondan sonraki dönemlerle ilgili çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu çalışma Küçüm Han’ın Ruslar tarafından esir alınan tebaasının Rus Devleti içerisindeki faaliyetlerini ve onun varislerinin Sibir Hanlığı’nı yeniden diriltme çabalarını ortaya koyacaktır.Article 1730 İsyanı Kaynaklarına Dair Bir Katkı: Yeni Bir Nüsha Işığında Çelebizâde İsmaîl Âsım Efendi’nin Târihçe’si Üzerine Değerlendirmeler(2025) Aydar, MetinPatrona Halil idaresinde ortaya çıkan 1730 İsyanı, devrin siyasî dengelerini etkileyen önemli bir tarihî hadisedir. Bu isyan, dönemin toplumsal ve siyasal yapısında köklü değişikliklere yol açarken, Osmanlı tarih yazımında da dikkatle incelenen olaylardan biri olmuştur. Farklı kaynaklar ve kronikler; isyanın nedenleri, süreci ve sonuçları hakkında çeşitli bilgiler sunmuş ve tarihçiler tarafından değişik yönleriyle ele alınmıştır. Öyle ki 1730 İsyanı’nın tarihî önemi göz önünde bulundurulduğunda, bu dönemi belgeleyen yazma eserler, hem olayların doğrudan tanıkları olan kişilerin bakış açılarını anlamak hem de tarih yazımında eksik kalan noktaları aydınlatmak açısından büyük bir değer taşımaktadır. Bu makale, 1730 İsyanı üzerine yapılmış çalışmalara yeni bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Berlin Devlet Kütüphanesi’nde Diez A quart. 73-3 numarasıyla kayıtlı olan bir yazma eser bu çalışmanın odak noktasıdır. Söz konusu eser, Belgrad Üniversitesi Svetozar Marković Kütüphanesi’nde kayıtlı olan ve Çelebizâde İsmaîl Âsım Efendi’ye ait olduğu tespit edilen Târîhçe’nin daha kapsamlı ve geniş bir versiyonu olarak karşımıza çıkmakta, isyanın çeşitli yönlerine dair önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, söz konusu yazmanın tanıtımını, dönemin diğer kronikleriyle karşılaştırmasını ve çeviri yazısını sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, eserin isyanla ilgili tarihî literatüre sağlayabileceği katkılar ele alınacak ve bu yeni verilerin isyanın daha ayrıntılı anlaşılmasına nasıl yardımcı olabileceği değerlendirilecektir.Article 1896-1898 Akçadağ Dümüklü Hadisesi(2019) Ürkmez, NaimOsmanlı Devleti 19. yüzyılın ilk yarısındanitibaren, devleti modernleştirmek ve kaybolanotoriteyi yeniden tesis etmek için birtakım reformlaryapmıştı. Bu reformlarla amaçlanan, tebaa arasındaeşitlik ve adaleti sağlayarak devletin dağılmasınıengellemekti. Bu durum Sultan Abdülmecid’insaltanatı döneminde Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nunilanıyla pekişerek devam etti. Devlet, ayanlarıngücünü kırıp merkezi otoriteyi artırarak tebaa iledevlet arasına giren bütün aracıları aradan çıkarmakistiyordu. Aynı zamanda askere alım usulünde yaptığıreformla da tebaa arasında ayrım yapmadığınıgöstermek istiyordu. Ancak bu reformlar gelenekselkurallarla ve aşiret yaşamıyla hayatını idame ettirenbirçok yerde devlete karşı başkaldırılara sebep oldu.Osmanlı Devleti isyan bölgelerini kontrol altınaalmanın yanı sıra vergi toplama, asker alma ve sairhususların üstesinden gelmeye çalışıyordu. İşte busorunların yaşandığı yerlerden biri de günümüzdeMalatya iline bağlı bir ilçe olan Akçadağ’dı. Akçadağ,incelendiği dönemde Mamuretülaziz vilayetininMalatya sancağına bağlı bir kazaydı. Bölgeyi kontrolaltına almak için ıslahatlara girişildiğinde bölgedeciddi sorunlar yaşanmıştı. 1896 yılının Ocak ayındaAkçadağ’ın Dümüklü köyünde ekonomik ve sosyaltemelli olarak başlamış olan hadise büyüyerekmezhepsel bir mahiyet kazanmıştı. Dümüklüköyünde yaşanan hadisede, 1 subay, 1 asker ve 118sivil hayatını kaybetti. Osmanlı hükümeti olaylaryatıştıktan sonra sorumluların, özellikle mahalliyöneticilerin üzerine gitti. Bunlardan bazılarıgörevlerinden azledilip mahkemeye verildi. AncakAnadolu Umum Vilayetler Islahat Müfettişi AhmedŞakir Paşa, hadisenin daha fazla büyümesiniengellemek için yargılamaların ve Alevîlerhakkındaki tahkikatın sonlandırılmasını merkezihükümetten talep etmişti. Bu istek doğrultusundakonu 1898 yılında tamamen kapatılmıştı. Buçalışmada Akçadağ’ın Dümüklü köyünde 1896yılında yaşanan, başlangıçta vergi kaynaklı olupzamanla bir Alevî ayaklanmasına dönüşen olay, arşivkaynaklarına dayanılarak incelenmiştir. Merkezihükümet ile mahalli hükümetin meseleye bakış açılarıarasındaki fark irdelenmiştir.Article 19. Yüzyılın İlk Yarısında Salgın Hastalıklar Karşısında Devlet ve Toplum(2023) Akbulut, UğurSalgın hastalıklar insanoğlunun yerleşik hayata geçmesiyle birlikte görülmeye başlamıştır. Tarih boyunca veba, sıtma, difteri, grip, çiçek, cüzzam ve kolera gibi hastalıklar milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştur. Veba, salgın hastalıklar içerisinde en yaygın ve en öldürücü olanlardan biridir. Eski çağlardan itibaren sık sık tekrar eden veba, birçok toplum tarafından Tanrı’nın günah işleyen insanları cezalandırma yöntemi olarak görülmüştür. Bununla beraber Avrupa’da XIV. yüzyıldan itibaren başta karantina olmak üzere alınan önlemler hastalığın seyrini değiştirmiş ve bu sayede XVII. ve XVIII. yüzyıllardan itibaren birçok şehirde veba artık görülmez olmuştur. Osmanlı Devleti, daha kuruluşundan itibaren veba ile karşı karşıya kalmıştır. İstanbul gibi merkezi konumda bulunan bir şehrin varlığı vebanın dünyanın her tarafından gelen gemiler vasıtasıyla buraya taşınmasına neden olmuştur. Veba belirli aralıklarla tekrar etmesine rağmen Avrupa’da olduğu gibi önleyici tedbir almada geç kalınmış ve bu nedenle ilk karantina uygulamasına ancak 1830’larda geçilebilmiştir. Bu durum Batı’da, Türklerin hem devlet hem de halk olarak kaderci ve vurdumduymaz tavrına bağlanmıştır. Bu çalışma, karantina uygulamasına geçmede geç kalınmış olsa da hem devletin hem de Müslüman ahalinin hastalıklara karşı birtakım tedbirler aldığını, eldeki imkânlar ölçüsünde hastalıkları savuşturmaya çalıştıklarını göstermeyi amaçlamaktadırArticle 19. Yüzyılın Sosyal ve Siyasi Olaylarına Bir Bakış: Bir Tarih Üstadı Nâfi ve Tarih Manzumeleri(2014) Çavuşoğlu, HalimeEdebiyatımızda doğum, ölüm, evlilik, savaş, barış gibi sosyal ve tarihî olaylar yanında sel, deprem gibi doğal felaketler, devlet adamlarının tayin ve terfileri, çeşitli binaların (cami, mescit, han, hamam vb.) inşası ve daha sayılabilecek pek çok konu hakkında yazılan tarih manzumeleri, sosyal, siyasî ve kültürel alanda kaynaklık edici olması hasebiyle önemli edebî vesikalardır. 19. yüzyılın tanınmış simaları arasında adı anılmayan şair Nâfi, Osmanlı Devleti'nin çalkantılı dönemler geçirdiği bu yüzyılda yaşadığı muhit itibariyle bizzat kendinin de şahit olduğu tarihî, sosyal ve kültürel olaylara kayıtsız kalmayarak 70 adet tarih manzumesi yazmış, bu manzumelerle de tarih düşürmedeki ustalığını ve bu alana olan ilgisini bizlere göstermiştirArticle 1909 Adana Olayları Sırasında Bir Kriz Yönetimi Örneği: Lazkiye’ye Ermeni Göçü ve Mutasarrıf Mehmed Ali Bey(2023) Akbulut, UğurOsmanlı Devleti, neredeyse bütün bir XIX. yüzyılı parçalanmayı önlemek için çözüm arayışları ile geçirmiştir. Başta Tanzimat Fermanı olmak üzere başvurulan tedbirler devlete belirli bir dinamizm kazandırsa da arzu edilen bütünlük korunamadığı gibi ekonomik ve toplumsal refah da temin edilememiştir. Devletin içinde bulunduğu durumdan istifade etmek isteyen gruplardan biri de Ermenilerdi. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren harekete geçen Ermeniler amaçlarına ulaşamamışlardı. Bununla beraber Ermeniler, 1908’de Meşrutiyet’in getirdiği hürriyet ortamından yararlanarak gerekli hazırlıkları yapmış ve bir kez daha harekete geçmişlerdi. Ermenilerin tahriki ile Adana’da başlayan olaylar Müslümanların sert tepkisine neden olmuş ve çatışmalar çevre şehir ve kasabalara yayılmıştı. Olaylardan etkilenen yerlerden biri de Halep vilayetine bağlı Cisr-i Şuğur kazasının Keseb köyüdür. Tamamı Ermenilerden oluşan Keseb’e yapılan saldırı sonrası 5.000 kadar Ermeni Lazkiye’ye sığınmış ve Lazkiye Mutasarrıfı Mehmed Ali Bey’in koordinasyonu sonrası yeniden köylerine dönmüşlerdi. Bu çalışmada Keseb’den Lazkiye’ye yapılan göç ve bu göçün sebep olduğu kriz karşısında bir yönetici olarak Lazkiye Mutasarrıfı Mehmed Ali Bey ele alınacaktır. Özellikle Adana’da meydana gelen olaylar sırasında yerel yöneticilerin yetersiz bulunduğu, hatta suçlandığı bir dönemde bir diğer yerel yöneticinin ortaya koyduğu başarı incelenmeye değer bulunmuştur. Mehmed Ali Bey’in bir anda karşı karşıya kaldığı krizin üstesinden gelme becerisi Beyrut valiliği, Lazkiye halkı, Keseb Ermenileri, Ermeni Patrikhanesi, hükümet ve hatta Papa nezdinde takdir görmüştür. Adana’da başlayan olaylar, olayların çevreye yayılması, Keseb’den Lazkiye’ye göç ve sığınmacıların geri dönüşü Osmanlı ve İngiliz arşiv kayıtları, dönemin gazeteleri, hatıralar ve konuyla ilgili araştırma eserlerinden yararlanılarak ele alınmıştır.Article 1965 Erzurum (Tekman, Çat, Ilıca, Hınıs) Kızamık Salgını(2018) Zengin, Ersoy; Küçükuğurlu, MuratYakın dönem Türkiye tarihinde salgın hastalıklara ilişkin yapılan çalışmalarda, kızamık ve bu hastalığın yaptığı tahribata yeterince yer verilmediği görülmektedir. Bu makalede ele alınan Erzurum örneğinde görüleceği üzere, Osmanlı döneminin sonlarında kitlesel çocuk ölümlerine neden olan bu hastalık, Cumhuriyet’in ilk yıllarında pek gündeme gelmemiş; fakat 1965 gibi geç bir tarihte, özellikle Erzurum’un güney ilçelerinde ortaya çıkarak yüzlerce çocuğun ölümüne yol açmıştır. 1965’in şubat ve mart aylarında Erzurum’un Tekman, Çat, ve Hınıs ilçeleriyle Ilıca bucağında görülen kızamık salgını kısa sürede yüzlerce çocuğun ölümüne sebep olmuştur. Belirtilen yıl Erzurum’da şiddetli bir kış yaşanmış; kar yüzünden yollar kapanmış ve haftalarca hastalara gıda ve ilaç yardımı yapılamamıştır. Bu felaket münasebetiyle ulusal ve yerel basında kızamık hastalığının sebepleri ve hastalıktan korunma çareleri tartışılmıştır. Başta “gizli açlık” olarak adlandırılan kötü beslenme, sağlık hizmetlerinin yokluğu, çocuk bakım bilgisinin eksikliği, bürokratik duyarsızlık, ulaşım ve haberleşme imkânlarının yokluğu gibi çeşitli idari ve sosyal meseleler üzerine tartışmalar yaşanmıştır. Bulaşıcı ve salgın hastalıklar üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde kızamığın Türk toplumunda yarattığı tahribata yeterince değinilmemiştir. Bu makalede; 300’e yakın çocuğun ölümüyle sonuçlanan 1965 kızamık salgınının nasıl gerçekleştiği, yardım çalışmaları, ölümlerin sebepleri ve toplumda yarattığı etki incelenecektir.Article 2012 Yatırım Teşvik Sistemi’nin Bölgesel Kalkınma Üzerindeki Etkisi: Erzurum’da Bir Uygulama(2020) Hamamcı, Emine Demet Ekinci; Kahreman, YusufBölgesel kalkınma farklılıklarını gidermek için kullanılan başlıca araçlardan biri yatırımteşvikleridir. Ancak yatırım teşviklerinin kalkınma farklılıklarını giderebilmesi için etkin bir şekildekullanılması gerekmektedir. Bu çalışmada yatırım teşviklerinin bölgesel kalkınma üzerindeki etkisiele alınmaktadır. Çalışmanın amacı Erzurum’da farklı sektörlerde faaliyet gösteren firmaların YatırımTeşvik Sistemi-2012’den yararlanma durumunu analiz etmektir. Ayrıca yatırım teşvik belgesi (YTB)alan firmalara teşvikin etkilerini belirlemek hedeflenmektedir. Bu doğrultuda Erzurum’da 70 firma ilebir anket çalışması yürütülmüştür. Araştırma sonucuna göre firmaların büyük bir çoğunluğu, yatırımteşviklerinin hem firmaya hem de il ekonomisine önemli katkı sağlayacağını düşünürken 5. Bölgeavantajlarını yeterli bulmamaktadır.Article 24 GHz’de Geniş Bantlı ve Düşük Maliyetli Mikroşerit Slot Anten Tasarımı ve Analizi(2025) Kaburcuk, Fatih; Kalınay, Gürkan; Kok, Mehmet OnurBu çalışmada, beşinci nesil (5G) mobil iletişim uygulamaları için düşük maliyetli bir mikroşerit slot anteninin tasarımına, sayısal analizine ve üretimine odaklanılmıştır. Bu araştırmanın temel amacı 5G frekans bandında 24 GHz frekansında çalışan bir mikroşerit slot anteninin incelenmesidir. Bu frekans bandı, yüksek hızlı kablosuz iletişim için çeşitli frekans bantlarını kullanan 5G iletişim aralığının oldukça içerisindedir. Anten düşük maliyetli ve mobil iletişim cihazlarına uygun olacak şekilde tasarlanmıştır. Anten, baskılı devre kartlarında yaygın ve uygun fiyatlı olarak kullanılan ve 25 × 20 × 1.6 〖mm〗^3 kompakt boyutuna sahip bir FR-4 alt tabaka üzerine tasarlanmış ve üretilmiştir. Bu alt tabaka seçimi, uygun maliyetli bir anten oluşturma hedefiyle uyumludur. Antenin performansını analiz etmek için iki hesaplama aracı kullanıldı. Bunlardan ilki, Sonlu Fark Zaman Alanı (FDTD) yöntemini temel alan Hesaplamalı Elektromanyetik Simülatör (CEMS) yazılımı, ikincisi ise Sonlu Entegrasyon Tekniği (FIT) tabanlı CST yazılımıdır. Bu araçlar, çeşitli parametreleri değerlendirmek için anten tasarımında ve simülasyonunda yaygın olarak kullanılmaktadır. 24 GHz’de önerilen antenin maksimum kazanç değeri 3.56 dBi'dir. Önerilen antenin ölçümleri Keysight Network Analizörü kullanılarak yapılmıştır.Article 25- Bir Ahenk Unsuru Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şiirlerinde Sözcükten Sözcüğe Geçişlerde Seslemleme(2022) Solak, CanerBu çal ışmada, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın son hâlini vermiş olduğu Şiirler adl ı kitabında yer alan şiirler, yekpare şiir kavram ı ve seslemleme (heceleme) vasıtasıyla oluşan ahenk bakımından değerlendirilmiştir. Geleneksel ve modern şiirde vezin ve ahenk ilişkisinin benzerlikleri ve farklılıkları üzerinde durulduktan sonra Tanpınar’ın şiir estetiğinin önemli bir unsuru olan yekpare şiirin tan ımı verilmiştir. Yekpare şiiri hem anlam hem de biçim aç ısından bir cümleymiş izlenimi verebilen şiir olarak tanımladık. Çalışmanın kapsamı nedeniyle yekpareliğin anlamsal boyutundan ziyade ses yönü üzerinde duruldu. Şiirde müzikaliteyi in şa etmesi için tasarlanan ses ve söz düzenlemeleri dilin kendi ses uyumu kurallarından da beslenmektedir. Türkçenin ses uyumu kuralları neticesinde ünlü harfle sonlanıp ünlü harfle başlayan iki kelime art arda geldiğinde bir ahenksizlik meydana gelmektedir. Ömer Demircan’a göre Türkçede ünlüyle başlayan kelimelerin önlerinde yazıda gösterilmeyen ses tellerinin ses yolunu kapatmasıyla çıkarılan patlamalı [?] ünsüzü bulunmaktadır. Bunu sesin ağızdan çıkışı sırasında oluşan doğal bir duraksama olarak düşünebiliriz. Yekpare şiir yazma arzusunda olan bir şair için Türkçenin ses özelliklerinin meydana getirdiği okuyuş gecikmelerinin tesadüflere b ırakılmayacağı ön varsayımında bulunabiliriz. Bu sebeple Tanpınar’ın Şiirler kitabında yer alan şiirlerdeki sözcükten sözcüğe geçişler, seslemleme kuralına uygun olacak şekilde devamlılıklar ve kesintiler açısından örneklerle şematize edilerek gösterildi. Yekpare ve akıcı bir şiirden yana olan şairin ünlüyle biten bir kelimeden sonra ünlüyle ba şlayan bir kelime kullanmaktan çoğunlukla kaç ındığını tespit ettik. Şairin ender de olsa bu tarz kullanımlarının bir simetri içerisinde olması ise şiirin sesinin bölüneceği / duraklatılacağı yerlerin bilinçli olarak seçildiğini düşünmemizi sağladı.Conference Object 3D Skeleton-Based Sport Action Recognition System via Deep Learning(Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2024) Dayapoglu, M.; Savirdi, E.; Akcaba, I.; Alp, S.; KüÇük, S.In this study a system based on deep learning was developed to recognize 5 sports movements (kick, straight punch, hook, uppercut, serve). In the first stage, an application was developed for the simultaneous capture of Red Green Blue (RGB) video frames and three-dimensional (3D) skeleton data using a specialized camera. The developed system includes a user-friendly interface for data collection and video recording editing. To identify these sports movements, videos were recorded from ten different individuals, from 5 different angles, with 2 repetitions each, creating a custom dataset containing 500 samples. To characterize the temporal dependencies in the skeletal data in this dataset, 1D-CNN (One-Dimensional Convolutional Neural Network) and LSTM (Long Short-Term Memory) deep learning models were used, and the effectiveness of combining these models was investigated. The best-performing model was determined through cross-validation. Different activation functions and optimizer combinations were analyzed in detail for this model. With the best-performing model, a classification accuracy exceeding %87 was achieved for the 5 sports movements. © 2024 IEEE.Article 5e Öğrenme Modelinin Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının Çözeltiler Konusundaki Başarılarına Etkisi(2023) Bayrakçeken, Samih; İclal, Avinç AkpınarSunulan çalışmada, yapılandırmacı yaklaşıma uygun aktif öğrenme etkinliklerin hazırlanması, üniversite düzeyinde uygulanması ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada geliştirilen aktif öğrenme etkinlikleri 5E modeli esas alınarak oluşturulmuştur. Etkinlikler, öğretmen adaylarının çözeltiler konusu başarılarına olan etkisini belirlemek amacıyla Bayburt Üniversitesi Bayburt Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Anabilim Dalı’nda öğrenim gören birinci sınıf öğrencilerine uygulanmıştır. Bu anabilim dalında birinci öğretimde öğrenim gören öğrencilerden rastgele seçimle deney (24) ve kontrol (25) grupları oluşturulmuştur. Deney grubunda çözeltiler konusu 5E modeline uygun olarak hazırlanan etkinliklerle, kontrol grubunda ise geleneksel yaklaşımla işlenmiştir. Daha sonra çalışmada konu ile ilgili olarak geliştirilen kavram başarı testi ön test–son test olarak uygulanmıştır. Deney ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak önemli bir farkın olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla veriler bağımsız gruplar t-testi ile analiz edilmiştir. Sonuçlarının analizinden deney ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu görülmektedir (t= 4,542; p= 0,000). Uygulama sonrasında deney grubunda ortalama doğru cevaplanan soru sayısı 14,58 kontrol grubunda ise 10,08 olarak gözlenmiştir. Bu sonuçlar dikkate alındığında uygulama sonrasında deney grubunun kontrol grubundan daha başarılı olduğu söylenebilir. Yani çözeltiler konusu ile ilgili kavramların anlaşılmasında 5E modeli esas alınarak hazırlanan etkinliklerin geleneksel yaklaşıma oranla daha etkili olduğu ileri sürülebilir.Article Acil Ünitelerine Başvuran Hastaların İnvaziv Girişimlerde Algıladıkları Ağrı ile Şiddet Eğilimleri Arasındaki İlişki(2024) Karabulutlu, Elanur Yılmaz; Akay, Gamze; Şeyda, KarasuGiriş: Acil servislerde yaşanan şiddetin pek çok sebebi bulunmaktadır ve bu sebeplerden biri de hastanın deneyimlediği ağrıdır. Amaç: Çalışma acil servise başvuran hastaların invaziv girişimlerde algıladıkları ağrı ile şiddet eğilimleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Tanımlayıcı-ilişki arayıcı olan bu çalışma Mart - Nisan 2022 tarihleri arasında bir araştırma hastanesinin acil servisinde çalışmaya katılmayı kabul eden 352 birey ile yapıldı. Araştırma verileri Demografik Bilgi Formu, Şiddet Eğilim Ölçeği ve Vizüel Analog Skala ile toplandı. Bulgular: Katılımcılar Vizüel Analog Skala ortalaması 4,63 ± 2,46 puan, Şiddet Eğilim Ölçeği ortalaması 40,84 ± 10,47’dir. Şiddet Eğilim Ölçeği toplam puanları erkeklerin kadınlara ve geliri giderinden az olanların geliri giderine denk olanlara göre istatistiksel olarak yüksek bulundu (p < 0,05). Katılımcıların Vizüel Analog Skala puanları ile Şiddet Eğilim Ölçeği puanları arasında pozitif yönlü, zayıf korelasyon belirlendi (r = 0,138, p < 0,05). Sonuç: Çalışmada hastaların algıladıkları ağrı düzeyi arttıkça şiddet eğilimlerinin arttığı belirlendi. Acil ünitelerine başvuran hastaların invaziv işlemler uygulanırken ağrı ve şiddet eğilimlerinin değerlendirilmesi ve ağrıyı azaltacak girişimlerin uygulanması önerilmektedir.Article Adalar’ı Yönetmek: Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Adalar Kaymakamlığı (1876-1923)(2023) Ürkmez, NaimAdalar, Fatih Sultan Mehmed’in 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u fethinden sonra Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girmiştir. Büyükada, Kınalıada, Burgazada ve Heybeliada, Adalar’ı oluşturan parçalardır. 19. yüzyıla kadar sakinliğini koruyan bu yerler aynı yüzyılda yaşanan hızlı değişim ve dönüşümden etkilenmiştir. Özellikle ulaşımın hızlanmasıyla birlikte sakin yapısını kaybeden Adalar, 1866 yılında İzmid sancağından ayrılarak İstanbul’a bağlanmıştır. Ardından 1864 tarihli Vilayet Nizamnamesi’nin bölgeye tatbikiyle birlikte Ağustos 1868’ten itibaren İstanbul vilayetinin İstanbul livasının 7 kazasından biri haline getirilen Adalar bu tarihten itibaren kaymakamlar tarafından yönetilmiştir. Yoğunluğun artmasına paralel bir şekilde yeni güvenlik tedbirlerinin alınması Adalar’ın idarî yapısında değişimlere sebep olmuştur. Nitekim Sultan II. Abdülhamid’in 7 Ağustos 1907 tarihli irade-i seniyyesi ile nüfusunun arttığı gerekçesiyle Adalar kazası, kazadan mutasarrıflığa yani sancağa tahvil edildi. Adalar’ın mutasarrıflığına Sultan II. Abdülhamid’in dört isim arasından tercih ettiği Denizli sancağı mutasarrıflığından ayrılmış olan Mehmed Emin Paşa getirildi. Ancak bu yeni düzenleme uzun ömürlü olmadı. Adalar, Meşrutiyet’in 1908’de yeninden ilanından kısa bir süre sonra tekrar kazaya dönüştürülünce Emin Paşa’nın da memuriyeti son buldu. Bu çalışmada Adalar kaymakamlığının kuruluş yılı olan 1875’ten başlayarak Cumhuriyet’in ilanına kadarki süreçte Adalar kazasını yöneten 26 kaymakam incelenmiştir. Bu kaymakamlardan 24’ünün memuriyet sicil dosyasına ulaşılmış ve buradan yola çıkarak kaymakamların eğitim hayatı, göreve geldikleri sırada haiz oldukları yeterlilikler değerlendirmeye tâbi tutulmuştur. Çalışmada temel kaynak Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi’nde yer alan sicill-i ahval defterleri ve Adalar ile ilgili yazışmaları ihtiva eden müteferrik evraktır.Article Addendum to Feraizname Literature: Hazik’s Feraizü‘l-manzume(Selim Hilmi Ozkan, 2024) Gözitok, M.A.; Çavuşoğlu, H.The science of feraiz, which is considered one of the most important subjects of the science of fiqh, is a branch of science that explains, in its most general definition, who can inherit the inheritance left behind by a deceased person and how the shares the heirs will receive are calculated. Feraiznâmes, which are accepted as literary genres with religious content in Turkish-Islamic literature, are works in verse and prose written about this science. It is known that the feraizname genre, the first examples of which were seen in the Anatolian Turkish literature in the 15th century, continued until the 20th century. One of the missing links of this literary genre is the work called Feraizü‘l-Manzume by Erzurumlu Muhammed Hazik Efendi, who is considered one of the leading scholars and virtuous poets of 18th century. In this work, about which there is no information in the biographical and bibliographical sources, Hazik has made a verse summary of the important texts of the science of feraiz in order for his students to learn the science of feraiz more easily and memorize its essential parts. This study aims to examine the scientific publication of Feraizü‘l-Manzume, the only known copy of which is registered in the Seyfettin Özege Department Purchased Collection of Atatürk University Central Library, number 35, in terms of language, style, content and form. © 2024, Selim Hilmi Ozkan. All rights reserved.Article Adorno, Habermas ve Rorty’de Toplumsal Dayanışma(2018) Ekinci, OğuzhanDayanışma kavramı, sosyal bilimlerdeki kullanımı bakımından bir muğlaklık içermektedir. Sosyoloji disiplini içerisinde sosyal düzenin oluşması, bunun için gerekli olan şartların tespiti, toplumsal bütünleşmenin sağlanması gibi konularda kullanılan dayanışma kavramı, \"özgürlük\", \"adalet\" ya da \"eşitlik\" kavramları gibi detaylı analizlere konu edilmemiştir. Sosyoloji disiplini içerisinde münferit olarak ele alınmamış olan dayanışma kavramı, birçok alanla kesişen konularla ilişkilendirilmiştir, fakat bu kavram ile ilgili klasik olarak addedilebilecek herhangi bir eser mevcut değildir. Yapılan çalışmalarda dikkat çeken husus, araştırmacıların farklı bağlamlarda ele aldıkları bu kavrama, ilgi alanlarına göre özel ve ekseriyetle yüzeysel anlamlar yüklemeleridir. Ayrıca kavramın başta Sosyoloji olmak üzere Etik, Siyaset, Siyaset Felsefesi gibi birçok disipline yayılan geniş anlamlar barındırması, kavramın daha çok cemaat yapılarına yönelik olması ve modern dünyanın cemaat tipi oluşumları dışlayıcılığı, artan bireysellik ve çoğulculuk neticesinde toplumsal ilişkilerin anonimleşerek müphem bir yapıya dönüşmesi gibi olgular, dayanışma kavramının anlamını muğlaklaştıran faktörler arasındadır. Dayanışma kavramına dair bu belirsizlik, bizi tarihsel bir kavram analizi yapmaya mecbur kılarak kavramın uzman filozof ve sosyologlar tarafından ne şekilde kullanıldığına sevk etmektedir. Çalışma, Batı düşünce dünyasındaki \"dayanışma\" kavramının tarihsel arka planına kısaca değinerek XX. yüzyıldaki (post-) modern düşünce hayatına mensup düşünürlerden olan Adorno, Habermas ve Rorty tarafından ne şekilde ele alındığını ortaya koymayı amaçlamaktadır

